Ana içeriğe atla

Hayatta Kalmak

Bir koridor. Hastane koridoru.
Fayans döşemeler üzerinde ayak sesleri.
Sedye ilerliyordu. Üzerinde ölmek üzere olan birisi vardı. Genç bir kadın. Bilinci şimdilik açıktı, ama canı çok acıyordu. Gözlerini açmayı denediğinde tavandaki parlak ışıklar yüzünden beyni patlayacakmış gibi hissetti.
Yaşıyordu. Henüz ölmemişti. Yine de hayatta kalmayı başarabilecek miydi? Bilmiyordu.
Sedye sarsılarak ilerlerken artık dayanamayacağı bir acı eşiğine ulaştığını hissedebiliyordu. Ağzında garip, yuvarlak bir şey vardı ve nefes almakta çok güçlük çekiyordu- ama yaşamak için nefes almak zorundaydı. Bir an için yaşadığı onca şeyden sonra, ölümünün belki de boğularak olacağını düşündü. Vücudunda dolaşan panik ve adrenalin gözlerini tekrar açmaya zorladı onu.
Dudakları. Dudaklarını hareket ettiremiyordu. Boğazının derinliklerinden gelen acı çığlıkları ağzına tıkılmış o garip şeye çarpıp dağılıyordu. Şişmiş yanaklarından aşağı durmadan bir şey aktığını (kan!?) hissediyordu. Her hareketinde onu elektrik çarpmışçasına sarsan bir şeyler batıyordu yanaklarına.
Gözlerini açmayı denedi yeniden. Tepesinde yatay birer çizgi halinde belirip kaybolan parlak lambalardan yana çevirdi başını. İki yanında hızlı adımlarla yürüyen beyaz önlüklere baktı.
Hayatta kalmayı başarabilecek miydi?

- - -

Bahsi geçen hastaneye yüzü kanlar içinde bir kadının getirilmesinden yaklaşık iki saat sonra, genç kadının ölüm ile yaşam arasındaki o karanlık yolda yürüdüğü hastane odasından bir doktor çıktı. Yorgun görünüyordu. Önlüğü kana bulanmıştı. Böylesine bir şeyi daha önce hiç görmediğini anlatan bir şaşkınlık vardı suratında.
Elinden eldivenlerini çıkardı, sonra etrafına toplanmış telaşlı insan yığınına baktı. Genç kadının yakınları olmalılardı. Hepsinin yüzünde doktorun hayatı boyunca görmeye alıştığı korkulu bir ifade vardı. Endişelilerdi. Lütfen bize iyi haberler ver, doktor.
Onlara genç kadının hayatta olduğunu söyledi. Ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı ve genç kadının bir süre dinlenmeye ihtiyacı vardı. Hayır, yarın sabaha kadar onu ziyaret edemezlerdi. Onun için yapabilecekleri başka bir şey var mıydı? Pek sanmıyordu. Zavallı kadını bu hale getirenin kim olduğunu biliyorlar mıydı? Evet, tabi ki biliyorlardı. Kocasıydı.
Onu öldürmeye çalışan yaratık kocasıydı.

- - -

Genç kadının yakınlarının doktoru ziyaret konusunda ikna edemeyeceklerini anlayıp yarın sabah gelmek üzere eve gitmelerinden neredeyse bir saat sonraydı. Kadının vücudu sargılarla ve kablolarla doluydu. Uyuyordu. Koridor sessizdi artık. Akşam bitmiş, gece olmuştu ve sabah yaklaşıyordu.
Koridordaki hiç de rahat olmayan demir koltuklarda yan yana oturmuş iki adam dışında kimse yoktu şimdi. Sessizdiler onlar da. Ve yorgun. Yaşlı olanın boynunda asılı bir gözlüğü vardı, bütün gün yanında dolaştırıp büyük ihtimalle bir kelimesini bile okumadığı bir dergi tutuyordu elinde. Başı göğsüne düşmüş, gözleri kapalıydı.
Genç adamın uyku vakti henüz gelmemişti. Ayağındaki botları kirliydi, lekeleri pek belli olmayan lacivert bir mont vardı üzerinde.
Yaşlı adam sonra birden başını kaldırdı, uykulu gözlerini araladı hafifçe. Yanında oturan genç adama baktı: ’’Demek hala buradasın, ha?’’
Genç adam başını salladı, yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. ’’Yukarısı oldukça sıkıcıydı. Ben de bu katın beni uyumaktan alıkoyacağını düşünmüştüm.’’ Sessiz koridor boyunca dizilmiş boş koltuklara göz gezdirdi. ’’Sanırım yanılmışım.’’
’’Öyle deme,’’ dedi yaşlı adam. ’’Birkaç saat önce burasını görmeliydin. Bir kadın getirdiler yandaki odaya. Hemşireler kalabalığa kenara çekilip yol açmaları için bağırırken onu görme şansım oldu.’’ Yaşlı adam yüzünü buruşturdu sonra, başını iki yana salladı. ’’İğrenç bir şeydi. Kadının suratının halini görmeliydin, evlat. Nasıl bir şey olduğunu duymak istediğinden emin değilim yine de.’’
Genç adam sırıttı, duymak istediğini söyledi. Yoksa buraya neden gelmişti, değil mi? ’’Aşağıdaki kantinde televizyon izlemeye pek hevesli değilim,’’ dedi. ’’Siz anlatın.’’
Yaşlı adam ne zamandır elinde tutmaktan yorulduğu dergiyi bacaklarının altına yerleştirdi. Sonra genç adama döndü, anlatmaya başladı.

- - -

’’Genç bir kadındı. Sedye üzerinde getirilen kadından bahsediyorum. Yüzü o hale gelmeden önce ne kadar güzel olduğunu anlayabiliyordun. Neler olduğu hakkında hiçbir fikri yok gibiydi. Onu sedye üzerinde kanlar içinde yatarken gördüğümde gözlerini kısmış, yüzünü buruşturmuştu. Acı çektiğini, çok acı çektiğini görebiliyordun.
’’Evlat, suratının halini görmeliydin. İğnelerle doluydu. Yarısına kadar yüzüne batırılmış iğneler. Çok acı çekiyor olmalıydı.
’’Ve kanlar. Yüzü kıpkırmızıydı. Şişmiş yanakları patlamak üzere olan balonlara benziyordu. Sayısız delikten kan boşanıyordu yanaklarından aşağı. Yarı açık ağzında yeşil bir şey vardı. Yuvarlak. Sanırım bir tenis topuydu. Dudaklarını dikmişti, düşünebiliyor musun? Tenis topuyla yarılmış dudakları arasında gidip gelen ince ipleri görmüştüm. Kadının dudaklarını tenis topundan ayırmayı nasıl becerdiklerini merak ediyorum doğrusu.
’’Konuşulanları duydum. Onu ziyarete gelenlerin birbirlerine anlattıkları. Neler olmuş olabileceği hakkında konuşuyorlardı. Üzgünlerdi. Onlar da buradan ayrılalı çok olmadı.
’’Odadan çıkan doktor genç kadının yakınlarına neler olduğunu, genç kadına bütün bunları kimin yaptığını sorduğunda burada oturuyordum. Onları dinleme şansım oldu.
’’Doktora anlattılar. Kocasının yaptığını söylediler. Söylenene göre adam akşam eve geldiğinde sarhoşmuş. Karnı da çok açmış. Karısı ona pasta yaptığını, yemek isteyip istemediğini sormuş. Böylece mutfak masasına oturup pastalarını yemeye başlamışlar.
’’Ama sevmemiş. Anlaşılan kocası kadının yaptığı pastayı beğenmemiş. Sinirlenmiş. Eve sarhoş geldiği her akşam olduğu gibi kavga etmeye başlamışlar yine. Birbirlerine bağırıp çağırmışlar. Ve komşularından birisinin dediğine göre, bu seferki daha önceki kavgalara benzemiyormuş hiç.
’’Yaptıkları bu gürültü, adamın kadına attığı yumrukla sona ermiş. Sessizlik etrafa yayılmadan önce son olarak kadının yere çarpan kafasının tok sesi duyulmuş.
’’Sonrasını duymak istediğine gerçekten emin misin, evlat? Çünkü adam psikopat bir katilin tekiymiş sanırsam. Baygın halde yere yığılmış karısının yanına diz çökmüş, tek eliyle saçlarını kavramış. Mutfağın ahşap zemini kanlar içinde kalana dek başını yere vurmuş kadının. Ama sadece bununla yetinmek istememiş; onu yumruklayarak ya da beynini parçalayarak öldürme fikri basit gelmiş sanırım ona.
’’Diğer odaya geçmiş, bir süre sonra elinde bir kutu iğne, iplik ve tenis topuyla dönmüş. Karısının yanı başına çöküp işe koyulmuş.
’’Tanrım! Kadının suratını delik deşik etmiş. Ağzına soktuğu tenis topunu dudaklarına dikmeyi bitirdiğinde, kadının gözleri için çok daha büyük bir şeyler kullanmak istemiş. Aklına bodrum katında paslanmaya bırakılmış çiviler ve ne zamandır eline almadığı çekici gelmiş. Onları almak için aşağı inmiş.
’’Bundan sonra tam olarak neler olduğunu bilmiyorum. Kadın bir şekilde kurtulmayı başarmış. Üst kattaki komşulardan birisi genç kadının dairenin açık kapısından sızan inlemelerini duymuş olmalı. Kadının kocası bodrumda o eski malzemelerini ararken diğerlerinin yardımıyla onu buraya getirebilmişler.
’’Bütün bunlar birkaç saat önceydi. Şimdi koridorun ilerisinde yan taraftaki odaların birinde uyuyor. Ne kadar şanslı ve aynı zamanda bir o kadar da şanssız bir kadın, değil mi? Ne dersin? Sence hayatta kalmayı başarır mı?’’

- - -

Yaşlı adam hikayesini bitirdiğinde, saat gece yarısından sonra ikiye yaklaşıyordu. Aşağı kattan gelen televizyon sesleri kesilmiş, hastane uyumaya hazırlanıyordu. Genç adam aşağıda televizyon karşısında uyuyakalmak yerine artık soğumaya başlayan bu uykulu koridorda tanımadığı yaşlı bir adamdan ürkütücü bir hikaye dinlemiş olmaktan mutlu gibiydi.
Her şeye rağmen genç kadının hala hayatta olmasının bir mucize olduğunu söyledi genç adam. Kocası suratını parçalayıp onu öldürmeye çalışmadan önceki hayatında gerçekten çok iyi bir insan olmalıydı.
’’Umarım hayatta kalır,’’ dedi artık başı öne düşmeye başlayan yaşlı adama.
’’Umarım,’’ dedi yaşlı adam. ’’Ama artık gitme vakti. Sana tanımadığım bir kadının hayatta kalma mücadelesini anlattım. Ama hikayesini daha fazla önemsediğim başka birisi var üst katta. Onun yanına gitmeliyim.’’
Ayağa kalktı, demir koltuk üzerinde kapağı bükülmüş, sayfaları buruşmuş dergiyi aldı eline. Sonra genç adama döndü: ’’Sana iyi geceler, evlat.’’
Ağır adımlarla koridorun sonundaki merdivenlere doğru yola koyuldu. Arkasından bakan genç adam, onun daha yaşlı göründüğünü düşündü. Kim bilir, belki de öyleydi. Merdivenleri tırmanmaya başlayıp gözden kaybolana dek izledi yaşlı adamı.
Sonra bir tek o kaldı. Tek başına. Yapayalnız.
Ayağa kalktı. Uzun, sessiz koridora baktı. Kimseler yoktu. Sonra başını genç kadının kaldığı hastane odasına çevirdi. Koridorun sonunda, sol köşede bir oda. Küçük pencereli, yeşil kapılı.
Sonra bir şey oldu. Genç adamın yüzü değişti aniden. Parlak lambalar altında gözleri grileşti, dudaklarında şeytani bir sırıtış belirdi.
’’Ne dersin? Sence hayatta kalmayı başarır mı?’’
Genç adam elini montunun altına götürdü. Ne zamandır kullanmadığı çekicini ve çivilerini kontrol etti. Oradaydılar. Hepsi yerli yerindeydi.
Yarım kalmış bir işi vardı. Karısına ne kadar güzel yemek yaptığını söylemeyi unutmuştu. Yediği pastayı ne kadar beğendiğini bilmesi gerekiyordu. Ah! Bir de çiviler vardı. Karısının gözlerine büyük delikler açmayı ne kadar çok istediğini söylemeliydi ona.
Koridor boştu. Soğuk ve yalnız.
Genç adam ağır ve kendinden emin adımlarla sevgili eşinin uyuduğu odaya doğru yürümeye başladı.



Kasım 2016, Ankara



Hospital Corridor by Julia Taylor | Flickr

Elsiane - Nobody Knows

Yorumlar

  1. Okuduğum mükemmel hikayelerden birisi gerçekten içten ve harika yazıyorsun başarılar dilerim sevgiler...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder