Ana içeriğe atla

Güneşin Battığı Yere Yüzmek


Binlerce, on binlerce gözlüklü sarı ördek kıyıya vurduğunda küçük Danny televizyonda Donald Duck'ı seyrediyordu. Deniz kenarındaki küçük kulübelerinde içerisi soğuktu. Danny oturduğu koltukta dizlerini göğsüne çekmiş, annesiyle babasının uyudukları odadan yerde sürükleyerek getirip üzerine örttüğü battaniyenin altından Sailor Donald'a gülüyordu.
2007 yılının bulutlu bir yaz sabahıydı. Haftasonuydu. Danny haftasonları erken kalkardı. Donald ve Daisy'nin maceralarını izlemek için. Donald'a bayılıyordu Danny. Her ne kadar aslında gerçek bir denizci olmasa da, -bu bir sırdı ama Donald Duck'ın denizcilik yapamadığını çok önceden öğrenen Danny için artık değildi- Danny büyüyünce onun gibi birisi olmak istediğine karar vermişti.
Annesi ve babası alışveriş için şehir merkezine gitmişlerdi. Dışarıda gri bulutlar denizin üstündeki gökyüzünü kaplamıştı. Yağmur yağacak gibiydi. Çamurlu deniz kıyısına bakan küçük ahşap evlerinin pencereleri küçük damlacıklarla ıslanmaya başladığında çizgi film bitmek üzereydi. Danny bu haftasonu sabahının geri kalanını nasıl geçireceğini bilemedi. Yağmur durduğunda dışarı çıkıp çamurdan bir şato yapmak ister miydi? Sanmıyordu.
Hala kumdan kaleler yaratmak isteyecek kadar küçük, ama televizyonda izlediği haberlerdeki yazıları okuyabilecek kadar büyüktü. Aslında bu okuduklarının çoğunu sıkıcı bulurdu Danny. Bazen haber sunucuları, genellikle programın sonuna doğru Danny'nin ilgisini çekecek birkaç olaydan bahsederdi. On yedi bin beş yüz zıplayışla dünya ip atlama rekorunu kıran küçük bir kızın haberini görmüştü bir keresinde. Bunu deneyebileceğini düşünmüştü Danny. Ayağı ipe takılmadan tüm gün boyunca zıplayabileceğine inanıyordu. Eğer bir önceki akşam yirmi üç tane peynirli sandviç yerse bunu başarabilirdi. Belki haberlere bile çıkardı.
Looney Tunes'un sineması bittiğinde reklamlar başladı. Danny oturduğu koltukta kollarını iki yana açıp gerindi. Esnemesi bittikten sonra aklına annesinin ona esnerken daima eliyle ağzını kapatması gerektiğini söyleyişi geldi. Etrafta kimseler yokken istediğim gibi esneyebilirim ama, diye düşündü Danny. Koltuğun yanında duran tozlu sehpanın üzerindeki kumandaya uzandı. Bu soğuk yaz sabahını televizyonda ilginç haberler bulmaya çalışarak geçirmeye karar verdi Danny.
Kanallar arasında hızlıca geçiş yaparken duyduğu eksik cümlelerin şarkısını dinledi bir süre. Her biri farklı bir hikayenin parçası olan, birbirinden kopuk cümleler.
"... usta siyasetçinin kendini beğenmiş birisi olduğunu ve ayaklı bir tenis topundan başka bir şey olmadığını söyleyen gazeteci Bay..."
"... Massachusetts'teki ödül törenine katılan şarkıcı, 'Dün Gece Kendimi Becerttim' isimli yeni şarkısını geçen ay ayrıldığı kocasına atfettiğini söyledi. Mikrofonunun sesinin kesilmesinden hemen önce kocasının tam bir..."
"... akıntıların güneybatı Britanya kıyılarını işaret ettiğini söyledi. Neyse ki bu konuda herkesten daha fazla bir tecrübeye sahip bir denizbilimci konuğumuz var bugünkü programımızda..."
Kadın spikerin elinde mikrofon vardı. Ortadan ikiye ayırdığı saçları rüzgarlı İngiltere sabahında uçuşuyordu. Omuzlarının gerisinde Danny'nin bu yaz annesiyle babasından onu götürmesini istediği devasa dönme dolabı görebiliyordu Danny.
Kadının söylediği bir şey dikkatini çekmişti. Eğlenceli bir iş olduğunu düşündüğü kanallar arasında zıplamayı bırakıp onu dinlemesini sağlayan bir şey. "Britanya kıyıları..." demişti. "Güneybatı sahilleri..." Danny babasına nerede yaşadıklarını sorduğunda babası çalışma odasından ince uzun bir tahta çubuğun etrafına sarılmış büyük bir harita getirmişti. Danny'le birlikte salondaki halının üzerine çöküp Büyük Britanya haritasını yaymışlardı önlerine.
"Burası," demişti babası. Aşağılarda bir yerlere götürmüştü parmağını. "Plymouth. Burası güneydedir. Ama tam olarak değil. Biz güneşin battığı yere daha yakınız."
Danny her akşam deniz kenarındaki kumlara çıplak ayaklarını gömüp güneşin batışını izlemeyi seviyordu. Çok uzaklarda dalgalı deniz turuncu güneşi yutarken, Danny yüzerek güneşe acaba kaç günde ulaşabileceğini düşünürdü. Eğer bir sabah ceplerine yiyecek doldurup hızlı yüzmeyi becerebilirse güneş henüz batmadan ona yetişebilirdi belki.
"...emeklilik hayatını bu küçük sarı ördeklerin izini sürmeye adamış birisi. Bay Curtis Ebbesmeyer bugün Thames Nehri'nin kenarında bize okyanusları aşan bu banyo oyuncakları hakkında bildiklerini anlatacak."
Danny oturduğu koltukta doğrulup dikkatle izlemeye devam etti. Genç kadın spikerin yanına gelip kamera alanına giren Bay Curtis'in yüzünde uzun zamanların biriktirdiği çizgiler vardı. İnce çerçeveli bir gözlük takmıştı gözüne. Saçları seyrekti. Üzerine geçirdiği koyu renk montunun altından kareli gömleği üzerine giydiği yeleğini görebiliyordu Danny.
Bay Curtis genç kadına gülümseyerek elini uzattı. Spiker ona programlarına katıldığı için teşekkür edip elinde mikrofonuyla kameraya döndü tekrar. "Bu rüzgarlı Londra sabahında Bay Ebbesmeyer bize 15 yıldır denizlerde yolculuk yapan plastik banyo oyuncaklarının hikayesini anlatacak." Spiker mikrofonu ona doğru uzattığında Bay Curtis ellerini montunun cebine sokmuş, ağır ağır konuşmaya başladı.
"1992 yılıydı. Çin'den Amerika'ya doğru yola çıkan bir ticaret gemisi Pasifik Okyanusu'nda bir fırtınaya yakalandı. Amerika firması "First Years Inc." ye gönderilmek üzere gemiye yüklenen yirmi dokuz bin adet banyo oyuncağı o fırtınalı akşamda denize döküldü. Plastik, su geçirmez, bir banyo küvetinden daha büyük bir yerde yüzme ihtimalini kimsenin düşünmediği oyuncaklardı bunlar. Plastik kurbağalar, kaplumbağalar vardı o devasa karton kutuların içinde. Ama çoğunluğu ördekti. Binlerce sarı ördek."
Curtis Ebbesmeyer bir an için sustu. Başını geriye çevirip arkasındaki nehrin sularına baktı bir süre. Sonra tekrar spikere döndü.
Spiker mikrofonu kendine doğru tutup sordu: "Bu gerçekten inanılmaz bir kaza Bay Meyer. Peki bu ördekler şimdi neredeler? Onları buldunuz mu?"
"Yoldalar," dedi Curtis. "15 yıldır yüzüyorlar. Yıllar içinde oyuncakların çoğu dünyanın farklı yerlerinde kıyılara vurdular. Bazıları okyanuslarda 17 bin millik bir yolculuk yapıp Kuzey'in buzlu denizlerinde durdular. Bazıları Titanik'in battığı yerden geçip Amerika kıyılarına vardı. Hawaii adalarında bulduğumuz oyuncaklar bile oldu."
Danny adamın söylediklerini ağzı açık bir şekilde dinliyordu. Şaşırmıştı. Bu habere kesinlikle bayılmıştı. Büyük, sonsuz, hiç bitmeyecekmiş gibi uzakların sisli dünyalarına uzanan denizlerde yüzen plastik oyuncakları düşündü. Okyanusların akıntıları onları ne kadar uzağa götürebilirdi?
"Ama binlercesi hala denizlerde. Yüzüyorlar. Okyanusları aşıyorlar. Birkaç gün önce aldığım rapora göre ördek orduları Amerika sahillerinden uzaklaşıyorlarmış. Atlas Okyanusu'nun akıntılarının hızı ve yönüne göre bu yaz İngiltere'nin güneybatı kıyılarına varacaklarını düşünüyorum. Hatta kim bilir, belki de binlercesi Cornwall ya da Cardiff sahillerine varmışlardır bile."
Sonra spiker kameraya döndü. "Sevgili izleyenler," dedi Danny'ye bakarak. "Pasifik Okyanusu'nda binlerce oyuncak özgür kaldığında Amerika'da başkanlık koltuğunda George Herbert Bush oturuyordu. Bay Curtis Ebbesmeyer'den bu oyuncakların inanılmaz maceralarını dinlediniz. Bizi izlediğiniz için..."
"Yalnız..." diye sözünü kesti Ebbesmeyer. "İzin verirseniz anlatmak istediğim bir şey daha var."
Kadın spiker yüzüne bir gülümseme yayıp başıyla söyleyebileceğini belirtti Bay Curtis'e. Mikrofonu ona doğru uzattı tekrar.
"Size bir hikaye anlatmama izin verin," dedi Meyer. "Bugün ekran başında bizi izleyenlere aslında köpüklü sıcak küvetlerde olmaları gereken oyuncakları anlattım. Ama görünüşe göre kimse o fırtınalı 1992 gününde gemide olan insanların hikayesi konusunda pek meraklı değil.
"Pasifik'teki o fırtınadan sağ çıkmayı başaran bir denizciyle konuşma fırsatım oldu. 1996 yılıydı. Fırtınadan 4 yıl sonra onunla tanışmıştım. Hayatta kalmayı başarmasına rağmen bunun için mutlu olduğunu pek söyleyemezdim. Nedenini sorduğumda bana anlattı.
"Banyolarında 'First Years Inc.' şirketinin ürettiği sarı ördeklerden olan çoğu kişinin fark etmediği bir şeyden bahsetmek istiyorum. Sarı ördekler en harikalarındandı. Siyah güneş gözlükleri vardı ve bazılarının pembe, bazılarının mavi dudakları vardı. Su geçirmezlerdi ama bu, onların içine herhangi bir şey saklayamayacağınız anlamına gelmezdi. Oyuncakların altında kumbara deliği gibi küçük bir boşluk vardı. Fermuarlıydı bu delik. Küçük, ince bir fermuar.
"Şimdi nerede olduğunu bilmediğim denizci, 1996 yılında o gemide ölmek üzereyken büyük kutulardaki binlerce ördekten birisinin içine ne sakladığını asla söylemedi. Ama sakladığı şeyin gemiyle beraber batmasını istemediği bir şey olduğunu anlayabiliyordunuz. Önemli bir şey, değerli bir şey. Yıllarca denizlerde parlak güneş altında yüzmesini istediği bir şey."

Danny program sona erip spiker kadın ona iyi bir haftasonu dilediğinde Bay Curtis'in anlattıklarını düşünüyordu. Dışarıda bir yerde, dalgalı denizlerin soğuk sularında yıllardır sürüklenen bir oyuncak vardı. Bir denizcinin eski bir hatırasını taşıyan bir ördek. Yalnızlık hissediyor muydu acaba? Onca yıl okyanuslarda yüzdükten sonra artık bulunmak istiyor muydu küçük ördek? Ne taşıyordu içinde? Belki bir yüzük. Belki de bir kolye. Kapağını açınca bir kadın ve bir erkeğin siyah beyaz fotoğraflarını saklayan bir kolye.
Yağmur durmuştu. Danny dışarı çıkmak istedi. Çamurla oynama fikrini tekrar düşünebilirdi. Annesi eve gelip çamurlu ellerini ve poposunu gördüğünde buna pek memnun olmayacaktı. Ama ona yaptığı şatosunu gösterip büyüyünce daha büyüklerini yapıp annesine hediye edeceğini söyleyebilirdi.
Örtüsünü üzerinden çekip koltuktan aşağıya atladı. Odasında onu bekleyen küçük kovasını ve küreğini alıp kapıyı açtı. İçeri dolan soğuk hava saçlarını uçurdu.

Ördekleri gördüğünde kulübenin tahta merdivenlerini iniyordu.
Tanımıştı onları Danny. Gözlükleri vardı. Binlerce, on binlerce gözlüklü sarı ördek. Bu gri günde uzun sahil boyunca güneş gibi parlıyorlardı.
Danny elindeki kale yapım malzemelerini bırakıp denize doğru koştu. Heyecanlıydı. Çıplak ayaklarının çamura batıp çıkarken çıkardıkları ses rüzgârda dağılıyordu. Ördeklerin yanına varınca durdu.
"Burada," diye düşündü. "Bunlardan birisinin içinde." Evet. Buradaydı. Bu havalı ördeklerin birisinin içindeydi.
Danny denizcinin bilinmeyen hatırasını bulabileceğini düşündü. Daha akşama çok vardı hem. Annesiyle babası eve gelip onu ördeklerin arasında çamurun içinde oturmuş bir halde bulduklarında onlardan izin isteyebilirdi. Annesi onu akşam yemeğine çağırmadan önce denizcinin okyanusların dibine gömülmesini istemediği şeyi bulabileceğini düşünüyordu. Zaten çok değillerdi, birkaç bin ördek sadece. Bunu yapabilirdi.
Danny çamura batmış ördeklerin arasındaki boşluğa oturdu. Pembe dudaklı bir ördeği eline alıp ters çevirdi. Dikdörtgen etiketin üzerindeki yazıyı okudu: "First Years Inc." Küçük, ince bir fermuar vardı etiketin yanında. Danny fermuarı aşağı sürükleyip ördeğin içine baktı. Boştu.
Danny aramaya devam etti.


Ocak 2017, Ankara





Barbara Carlotti - Voir les étoiles tomber

Yorumlar