Ana içeriğe atla

Zaman ve Hislerin Ağırlığı Üzerine

Hayatımız boyunca bir şeyler yaşar ve bir şeyler hissederiz. Yaşadığımız olaylar ve beraberinde gelen duygularımız birbirine bağlıdırlar. Bunlar anılarımızın derin köklerinde birleşirler ve çoğu zaman birbirini tetikleyip gözümüzün önüne capcanlı hatıralar çıkarırlar. Bir obje, bir koku veya eskilerle bağlantı kurmanızı sağlayan herhangi bir şey, yaşanmışlıkları gün yüzüne çıkarıverir bir anda. Ve anılar duyguları da yanında getirir.

Ben size bunları anlatırken hayal etmeye başlarsınız. Birlikte zihninizin uzak, örümcek ağlarıyla örülmüş köşelerine davet ederim sizi: uzun zamanlar sonunda doğduğunuz, büyüdüğünüz eve geri dönmenizi isterim sizden. Bir anlığına televizyonlu odanın ortasında, soluk desenli bir halının üzerinde buluyorsunuz kendinizi. Açık pencereden esen rüzgarın uzaklardan getirdiği kokuları içinize çekiyorsunuz. Hemen dışarıda, parlak güneşin altında oynayan küçük çocukların seslerini duyuyorsunuz. İçlerinde siz de varsınız. Orada bir yerlerde, kendinizi görüyorsunuz.
Odanın içinde, etrafınıza göz gezdiriyorsunuz. Ayaklarınız halının yumuşaklığını hissediyor: bu tanıdık bir his. Duvarda asılı duran saatin üzerini toz kaplamış, ama hala çalışıyor. En başından beri, yorulmadan. Ve eğer çaba gösterirseniz içinde iyi ve kötü hikayeler barındıran bu odada, zihninizin derinlerinde saklı olan evinizin o zarif, ince kokusunu bile yakalayabilirsiniz. Eskiye ait o benzersiz koku.
Ben anlatırken siz hatırlıyorsunuz. Anılar zihninize üşüşüyor, ve duygular da öyle. Sizi sarıyorlar.

Bazen bu hatırlayış uzun zamandır ziyaret etmediğimiz, yüzünü görmediğimiz birisinin evine misafir olmak gibidir. Ya da en son ne zaman kilidini açtığımızı hatırlayamadığımız ağır sandığımızı yıllardır beklediği yerden, yatağımızın altından çıkarmak gibi. Köprünün altından çok sular akmıştır. Çok şey değişmiştir. Ve bu eskiler hakkında unuttuğumuz şeyler de olabilir, değil mi?
Görürsünüz ki, bazı şeyler aslında hiç de hatırladığınız gibi değildir. Çünkü geçen zaman bize geçmişi unutturabilir. Sandığın içinde saklı olan şeylere dair anılarınız kimi zaman capcanlıdır. Artık geçmişte kalmış bir günde neler yaşadığınızı ve neler hissettiğinizi çok iyi hatırlarsınız. Bazen ise bu mümkün olmaz.
Ve söylemek isterim, bu hatırladıklarımız her zaman iyi şeyler olmayabilir. -Neden öyle olsunlar ki?- Çoğunlukla insan hayatında iyi ve kötü deneyimler iç içe geçmiş şekildedir. Çok sevdiğiniz bir insanın ölümü, küçük, pembe yanaklı çocuğunuzun okulda geçirdiği ilk günü size nefes nefese anlatmaya çalışması, size hediye edilen değerli bir eşyayı kaybedişiniz…
Yine de size şu soruyu sormama izin verin: Kendi eylemlerinizle yazdığınız bu hayat hikayesinde, geriye dönüp baktığınızda yaşadıklarınızı ne kadar iyi hatırlarsınız? Her şeyi bir zamanlar yaşandığı gibi mi hatırlarsınız? Yoksa anılarınızın arasına bazen keşkelerle başlayan cümlelerinizde hayal ettiğiniz uydurma bölümler kattığınız olur mu? Size uykusuz geceler boyunca ağlamaklı duygular yaşatan, ruhunuzda kalıcı izler bırakabilen kötü hislerle nasıl baş edersiniz? Bu hislerin üstesinden nasıl gelirsiniz?


'Grief', a photo by Marcela on Flickr
''hayatımızda iz bırakan olayların çoğu dayanaklarını maddi, geçici şeylerde değil, ama sevgi, değer, güzellik gibi ölümsüz kavramlarda bulurlar.''

* * *

Hislerimiz zamanla körelir. Kenarları aşınır ve ilk zamanki keskinliğini kaybederler. Zihnimizin odalarında biriktirdiğimiz resimler kadar dayanıklı değillerdir. Unutulabilirler. Öyle ki artık anılar bizim için dışarıdan, üçüncü bir kişi olarak izlediğimiz hareketli resimler dizisinden ibaret olur. Onlara hayat veren duygularımız ise çoğu zaman saptırılmıştır; asıl olan fikirler, duygular yerine başkaları geçer: eskileri şimdinin gözleriyle görürüz.
Böylece yaşanılanların etrafını saran duygu ipliklerinin yoğunluğu azalır, eskilerde kalan hüzünler, acılar, pişmanlıklar daha az vurucu olur zaman içinde. Bu, fikirler için de böyledir. Aslına bakarsanız geçmişteki yaptıklarımızdan ders çıkarmamızı sağlayan da budur.
Zaman bizi iyileştirir, ağır pişmanlıkların, hüzünlerin altında ezilmemizi engeller. Bu bazen iyi bir şeydir. Ama ‘‘gerçekten’’ yaşadıklarımızı unutmak daima iyi bir şey olabilir mi?
Çok önceleri rast geldiğim bir yazıda şuna benzer bir cümle okumuştum: ‘‘Yaşanan tüm bu korkunç şeylerden sonra, ölülerimizin ardından ağıdımızı yakıp hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz. Ama inanın bana dostlarım, yıllar sonra bu acıları saf bir tazelikle, oldukları gibi hatırlayacak olsaydık, bundan böyle dünyada savaş olmazdı.’’

* * *

Küçükken okumayı ve yazmayı severdim. Artık hayatta olmayan yazarların yazdığı yol hikayelerini, cesur kahramanların atıldığı maceraları zevkle okurdum. Robinson Crusoe’un hayatta kalma mücadelesi içinde kimsesiz bir adada kendi başına yarattığı dünyayı ilkokul yıllarımda keşfetmiştim. Dr. Samuel Ferguson ve yol arkadaşlarının Afrika’nın fırtınalı çöllerindeki yolculuğunu o zamanlar üç defa okumuştum.
Tüm bunların hepsine hayran kalmıştım. O zamanlar benim için okuduğum her kitap hayalimde yarattığım dünyaların ötesinde bana yeni dünyalar sunan sihirli ve güzel kokulu büyülerdi. Ama elbette bu yeterli değildi. Önce okumuş, sonra yazmıştım.
Dürüst olmak gerekirse, okuduğum kitaplarda anlatılan dünyaları ve yazarların hikaye anlatma tarzlarını taklit etme yeteneğim beni en sonunda buraya getiren şeydi. Sosyal bilgiler hocama dönemlik proje ödevi olarak sunduğum örnek hikayem, bir balonla Sibirya’nın soğuk buz çöllerini doğudan batıya aşmaya çalışan üç arkadaşın hikayesini anlatıyordu. Küçük kareli defterime yazdığım ‘‘haritalı ve resimli’’ bir diğer öykümde ise, yalnız bir adamın etrafı dalgalı denizlerle çevrili ıssız bir adadaki hayatta kalma savaşını anlatmıştım.
Yıllar bunun gibi başka birçok hikaye biriktirmemi sağladı.
Ve sonra bir gün hepsini yaktım. Hikayelerimi, şiirlerimi, çocukluğumdan kalma çizimlerimi ve diğer her şeyi. Hepsini yok ettim. Bu yaklaşık üç, belki dört yıl önceydi. Sanırım tüm bunlar o zamanlar eskinin şeylerinden kurtulma, kendi hayatıma sözde yeni bir sayfa açma hevesim yüzündendi. Bir hata yapmıştım.
Pişmanlık duygusunun sert dalgası yüzüme vurduğunda her şey için artık çok geçti.
Elbette ki size bu anımı sırf bir yerlere içimi dökmüş olmak için ya da birilerinin beni teselli edip artık kendimi affetmem gerektiğini söylemesi için anlatmadım. Çünkü benim için dayanılması zor olan şey yaptığım şeyden duyduğum üzüntü değil, ama bundan dolayı duyduğum pişmanlık hissinin günden güne, zamandan zamana artan ağırlığıydı. Böyle olmamalıydı. Size yukarıda bir yerlerde zamanın kötü duyguları iyileştirdiğini, hafiflettiğini; iyi duyguları ise nostaljileştirdiğini söylemiştim. Bu sefer böyle olmamıştı.
Eminim sizlerin de böyle anımsayışlarınız vardır. Kimi zaman sizi zayıf tarafınızdan öylece yakalayan, zamana tutunup da kurtulamadığınız anılar. Bazıları sizin bir parçanız olurlar. Sizinle beraber yaşar, sonra sizinle birlikte ölürler.
Her şeye rağmen geçen günler, aylar ve yıllar bize yardım eder. Zaman eskilerden ders almamızı ister ama geçmişin tozlu odalarında anıların peşinde koşmamızı istemez. Hislerimiz ve fikirlerimiz zaman içinde değişir, yaşadıklarımız bizi başka bir insana dönüştürür. En sonunda biz insanlar böyle yaşarız: Dönüşerek.


Şubat 2018
Hatay&Ankara



Belleğin Azmi, Salvador Dali, 1931.


Thelo na me nioseis - Nikos Vertis

Yorumlar

  1. Sayın yazar öncelikle yazınızın başlığının beni okumaya çağırdığını itiraf etmeliyim: "ZAMAN VE HİSLERİN AĞIRLIĞI" şahsım için üzerine belki de saatlerce düşünebileceğim bir konu. Sonra yazıyı okudukça geçen zamanın kayıp olmadığına dair inancım arttı ve "...eğer çaba gösterirseniz içinde iyi ve kötü hikayeler barındıran bu odada, zihninizin derinlerinde saklı olan evinizin o zarif, ince kokusunu bile yakalayabilirsiniz." bu cümleyle de tescillenmiş oldu. Sizinle birlikte o pişmanlığı hissettiğim ve üzüldüğüm de oldu. Belki haddim değildir ancak tasvirlerinizi ve anlatım biçiminizi çok beğendim. Yazılarınızı takipteyim. Emeğinize sağlık! nihce

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum bu güzel yorumunuz için, bunları duymak beni o kadar mutlu etti ki! Hoşgeldiniz bloguma, umarım buralarda siz okuyucularıma eğlenceli yazılar sunmaya devam edebilirim. Ayrıca blog sitenizin takibe değer, emek verilmiş bir yer olduğunu düşündüm, ben de sizi takip etmek isterim. Birlikte güzel zamanlar geçirmek dileğiyle!

      Sil
    2. Ben de bu nezaketli cevabınız için çok teşekkür ederim. Ayrıca vakit ayırıp blogumuza baktığınız için de ayrıca sevindim. Umarım güzel yazılarda tekrar buluşuruz. Sevgiyle... :) -nihce

      Sil

Yorum Gönder